Turkcell'e taşınıyoruz

Turkcell web sitesinin ana sayfasına güzel bir menü yapmışlar.

Screenshot_16

Kullanıcı neye ihtiyacı varsa bir tıkla sitenin ilgili kısmına gidiyor.
 
Ve anlaşılan hizmet kapsamı da epey geniş.

Screenshot_15

Türksel'e neyimi taşıyacağım? 

Numaramı.

"Taşıyacağım" fiiline en yakın nesne "numaramı" olduğuna göre demek ki başka şeylerimizi de Turkcell'e taşıyabiliyoruz. 

Evde epey lüzümsuz kitap ve evrak var. Taşısam alırlar mı acaba?
 
Bir numara olduğunu iddia eden muhtelif gazeteler bile bu vurgu işini iyiden iyiye boşladıktan sonra bir numaralı da olsa cep telefonu operatöründen kusursuzluk beklemek hiç de makul değil belki de. Ama, canım, o kadar selocan ne güne duruyor? Biraz da tashih işine baksalar ya...

Vnimanye Vnimanye: Kelimelerin Kokusu

Meyvelerin aroması vardır. Kelimelerin ise rayihası. 

Mangonun olgunu elbette Hindistan kokar. Hiç gitmeyen için egzotik, A Passage to India türü bir masal alemi gibi. Bilene ise karışık bir his verir: Tiksindirebilen detayların fonunda katiyetle kendine has bir lezzet kokusu. 

Ama soyut kelimelerin rayihası bambaşka. 

Mesela "achtung", çağdaş Almanya'da yaşama tecrübesi olmayan biri için belki de İkinci Dünya Savaşı kokar. Barut, çamur ve bir de soğuk metal. Sten tabanca ve panzerin kokuları birbirine pek yakındır. 

Berlin sokaklarında panzer hoparlörlerinden yükselen achtung'lar yerini vnimanye vnimanye anonslarına bıraktıklarında sanki şehrin kokusu da değişmiştir. 

Reich kelimesinden yayılan modernliğin steril, mekanik, çok tertipli ve bir o kadar da sapkın eter-vari kokusu yerini Sovyet steplerinden katar katar cepheye taşınan fehle çocuklarının toz toprakla karışık, hafif 1920'lerden kalma mujik havasına bırakmıştır. 

T34_103

внимание! внимание! muhtemelen 1944 yılı ve Büyük Vatan Muharebesi kokar o sebeple. 

İlle de daha yakın dönemlerde kokusunu ararsak belki Kabil'in mistik ve merhametsiz vahşeti çarpar yüzünüze buram buram. Afghan başkentinin belediye meydanında yoldaşlara bilgi, asilere korku saçan, benzin, gres yağı ve bolca da kan kokan bir göçmendir vnimanye vnimanye. 

Kültürel kapsama alanı Kanuni devri sınırları ötesine taşmaya başlamış 2009 Türkiyesinde ise -tezat o ki- modernlik kokar aynı ifade. Sadece İngilizce değil Türkçe anonsların bile tuhaf bir kelime haznesi ile yapıldığı İstanbul havaalanında nispeten düzgün bir Rusçasını duyduğunuz vnimanye vnimanye aslnda bol bol da duty free kokar. 

Moskova, Odessa ve hatta Rostov-Don istikametine birbiri peşisıra uçaklar kanatlanır ve koca bir yüzyılı aşılmaz bir duvarın ters yakalarında geçirmiş milletler birbirine hiç de yabancı olmayan kokularıyla yeniden kucaklaşırken, bugün İstanbul'da vnimanye vnimanye belki de en çok hürriyet kokar. 

Sezarya Germanika Vilayeti

Elektronik fotoğraf çerçeveleri var ya... Onların yeni nesilleri Internet bağlantısı ile kendi çaplarında birer bilgisayar gibi çalışmaya başladılar. iGala diye bir tanesi var. Fotoğraf göstermekle kalmıyor, haber, hava durumu vb bilgilerini de Internet'ten bulup ekrana getiriyor. Bulunduğunuz yeri bilirse işini daha bir usturuplu yapıyor.

 FrameChannel diye bir web sitesi üzerinden ayarlanıyor.

 "Mevkim İstanbul'dur" demek için seçeneklere baktğınızda ise şaşırmamak elde değil. Şekilde görüldüğü üzere.

Igala

Acep hangi Türkiye haritasında vilayet adları bu şekildedir ki?
 
Bu işe anlam yüklememek çok zor.
 
Ülkeler ve şehirlerini seçmek için kullanılan "pull-down menu" tanımları Internet kütüphanelerinde mevcut ve her biri de Türkiye'nin vilayetlerini hakkıyla doğru şekilde biliyor. Hatalar ufak tefektir.
 
Yukarıdaki menü hata olmaz. Tembellik neticesi olamaz. Çünkü emek istiyor.
 
Belli ki biri uğraşmış.
 
Bizden kaçmaz tabii.
 
Kürtlerin ekseriyette olduğu vilayetlerin liste harici tutulduğunu da milliyetçi damarı hassas kardeşlerimizin nazar-ı itibarlarına sunarız.

Spring Böreği yahut Sigara Rolls

Türkçesi nedir bilmiyorum. Modern restoranlarımızda da "kiş" diye geçiyor. Kolaylık olsun diye yabancıların dediği şekliyle quiche diyelim. Misal: Mushroom quiche. Aslında düpedüz bir tür kalın pizza yahut börek diye bakılabilir kendisine. Kendisine dikkat etmeye çalışan adamın biri de gecenin bir saatinde kocaman bir "mantarlı börek" yemez. Olmaz yani. Nasıl oluyor da efektif olarak aynı kapıya çıkan yabancı börek "mushroom quiche" adını alınca daha bir olabilir, yenebilir oluyor?

 Eşyayı adlandırma kudreti büyük bir kudrettir, demişti birisi.

 "Quiche" deyince başka "börek" bambaşka.

 Söz börekten açılmışken, şimdiye kadar bir kere bile lokantaya gidip sigara böreği istediğime şahit olmadım.

 Spring rolls ise yabancı yerlerde standart sipariş listemde nadide bir yere sahiptir.

(download)

Resimlere baktıkça arada pek bir fark göremiyorum.

IMF: Yol İstanbul'a

Yol İstanbul'a

IMF - Dünya Bankası 2009 Yıllık Toplantıları

İymefe İstanbul'da toplantı yapası olmuş. Hadi bir de Türkçe site açalım demişler. Herhalde onlar birilerine demiş onlar da bir PR yahut tercüme şirketine paslamışlar işi. "The Road to Istanbul" ifadesinin "Yol İstanbul'a" şekilsizliğine dönüşmesi herhalde böyle olmuş.

Tuhaf bir modernizmi var bu yakışıksız söyleyişin.

The Road to Istanbul deyince gayet soyut bir şey canlanıyor zihinde. O "road" ki Roma devrinde de olabilir günümüz Türkiyesinde de...

"Yol İstanbul'a" deyince en az bir 50 sene sonrasına gitmek gerekiyor gibi. Dilin iyice bozulduğu, makina tercümesi ile yaşayan dilin yakınsadığı günlere...

Burası Washington

Washington'da Türk gazeteci olmak nedense pek bir önemli. Sanki dünya başkentinin sokaklarını soluyunca insan, adam olacak. Heyhat adam olmak için değil Washington'da oturmak, çok fırın ekmek yemek gerek. Aksi halde bunca sene DC bölgesinden habercilik yapmaya rağmen çok basit hatalara düşmeye kılıf bulmak zor.

Esmer başkan yeni bir executive order imzalamış. "Guantanamo kapatıla," demiş.

NTV'nin çok deneyimli ve çok hatalı Washington muhabiri Ümit Enginsoy gayet rahat bir şekilde tercüme etti:

İdari Emir

Güzel de yok böyle bir şey. İdari emir dediğiniz hem yanlış hem de bağırıyor yanlış olduğunu. Adam - Obama- aslında ferman söylemiş. Dilimizin itibarına biraz sahip çıkabilseydik bugün de ona ferman diyebilirdik. Elhak Özbekçe'de halen öyle deniyor Amerikan başkanlarının kararları için.

Önce executive kelimesini alalım. Bunun idari ile falan alakası yok. Tek bir anlamı var: "Başkana dair" demek.

Filhakika yazıya konu olan ifade de "Başkanlık kararnamesi" manasına geliyor.

"Ümit Enginsoy, NTV, Washington" şeklindeki sesli imzayı her seferinde tekrar etmektense bilgisayar dosyası yapıp yeni haberlere yapıştırmayı adet etmiş bir gazetecilik kültüründen tercüme hassasiyeti beklemek ne kadar yerinde o da tartışılır elbette.

İlber Ortaylı, Araplar, Farslar ve Türkler

İlber Ortaylı hoca, tarihimizle barışmamız konusunda herhalde ileride hayırla yad edilecektir. Elbette bütün tezleri ile herkes hem fikir olmayabilir. Lakin, yaptığı işin değeri ulaştığı kitlede. Tarihimizi özellikle de Osmanlıyı öcü gibi gören bir kesime seslenebiliyor.

İlber hoca ve Murat Bardakçı'yı bir araya getirince Fatih Altaylı, seyredilesi bir Teke Tek çıktı ortaya.

Hoca ile gazetecinin üzerinde müttefik kaldığı bir konu vardı ki ciddi bir tarih hatası demekten başka çare yok.

"Biz İslamlığı acemden aldık," deyip geçiverdiler.

Evet, Arapça ve Farsça çalışan pek çok Türk bu izlenime kapılır. Doğrudur, Arap dilindeki pek çok kavram Türkçe'ye Farsça üzerinden geçmiştir. Bugün Türkiye'de sokaktaki insanın dağarcığındaki İslam kültürünün köklerinde Farsça din literatürü vardır.

İşin linguistik kısmına bakacak olursak, mesela peygamber kelimesi Farsça'dır. Araplar resul yahut nebi derler. Evet, resul ve nebi Farsça ve Türkçe'de de geçerlidir ama evvel emirde peygamber kelimesi kullanılır. Peygamberler'e ve diğer din büyüklerine saygı amacı taşıyan "hazret" ifadesi de öyledir. Arapça'da mevcut değildir.

Din kültürünün temelini oluşturan Arapça harf ve kelimeleri de günlük hayatta Farsça'ya benzer şekilde telaffuz ederiz.

Ama bütün bunlar, insan tarih hocası da olsa, "İslamiyeti Acemden öğrendik" önermesinin yanlışlığını ortadan kaldırmaz.

İslamiyeti Acemden alanlara Şii, Rafızi yahut Caferi denir.

Anadolu halkının İslamiyeti öğrendiği en temel kaynaklardan biri Hint-İslam medeniyetidir. Onlar da pek çok kitaplarını Fars dilinde kaleme almışlardır. Çünkü onların döneminde Delhi'den Horasan'a, Hakkari'den Konya'ya kadar din, edebiyat, kültür ve medeniyet dili Farsça idi. Nitekim, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Mesnevi'yi Farsça kaleme almıştı.

Bugün İngilizce kitap yazmanın kimseyi İngiliz ya da Amerikalı yapmadığı gibi o dönemde de Farsça eser vermek Acemlik demek değildi.

Günümüz kültürünün geler-geçer niteliği ve 21. yüzyıl İstanbul gazetecilerinin cehaletinden dem vuran Bardakçı ve Ortaylı'nın bu kadar ulu orta konuşmaları garip kaçıyor gerçekten.

Briton'un Biri

Bombay'da terörist saldırılar akabinde BBC'den mesaj geldi.

One Briton dead in Mumbai attack
One British national is among more than 100 people killed in attacks in the Indian city of Mumbai, the Foreign Office has confirmed.

BBC şu Internet ve mobil işlerini bir türlü rayına oturtamadı. Yoksa İngiltere dışına gitmezdi bu mesaj. Yüz kişi ölmüş, bunların biri İngilizmiş... Ama yazara ilginç gelen asıl başka şeyler var.

Bir defa, başlık... "One Briton" demişler. Bir adet İngiliz manasına. Acaba neden "A Briton" dememişler. "One Briton" çok nicel kaçmış. Herhalde sebebi şu: Onlar kaç İngiliz'in öldüğüne odaklanmışlar. Belki de "Bombay'da ölen İngilizlerin sayısı şu kadar" diyeceklerdi...

İkinci nokta daha bir enteresan. Başlıktaki "One Briton" haberin içinde "One British National" olmuş. Akla ilk gelen şu: Acaba İngiliz tabiyetinde olan o kişi Hint asıllı mıymış? Belki de öyledir. Belki de "İngiliz vatandaşı" olmakla "İngiliz" olunmuyordur.

Belki yazar hepsini yanlış yorumluyordur. Belki de şuur altlarımıza ilişkin bir şeyleri ucundan tutabilmiştir.

Tayfun Ertan'ın Sırrı

Bankerler, batan milyonlar, bankerzedeler...

Haber, 2008 senesine ait ve Kolombiya mahreçli de olsa insanı bir anda alıp Kastelli dönemi Türkiye'sine götürecek cinstendi.

İnsana, Tayfun Ertan'a, Londra'dan yayın yaptığı günleri hatırlatmış olmalıydı. Sanki ses tonu bir 20 sene gençleşti, vurguları canlandı.

Türkiye radyolarının en emekli akşam programını yapıp sunan Tayfun Ertan...

Türkçesine söz yok.

Hemen hemen...

Bir problem, Kolombiyalı bankerlerden bahsederken "Sırra kadem bastılar" demesinde.

Sanki başka şeye kadem basmamışlar da sırra kadem basmışlar gibi.

Ya dili sürçtü ya da zihni.

Eh, yıllar geçtikçe gençleşmiyor insan tabii.

Bir de var ya zordur bu tür ifadeler. Vurguyu nereye kondursanız garip kaçar. Sırrı da kademi de bastıları da eş vurguda hatta azıcık da hafifçene geçmekten başka çare yoktur. Vurguyu ya anlamlı başka bir kelimeye oturtacaksınız ya da o cümlede entonasyon hevesinizi es geçeceksiniz. Aksi taktirde kademinizi olmadık bir yere basmış olabilirsiniz böyle.